Başka Düşman Gerekmez! - Remzi Sarıkaş

Başka Düşman Gerekmez!


Her yeni güne yeni ümitlerle başlamak istiyoruz, demek bir klişe halini aldı günümüzde. Zira ümit, yaşama gücü veren, moral ve motivasyonunu yükselten bir enerjidir. Bu manevi enerjiyle hayat anlam kazanır; umutlarımız çoğalır, özgüvenimiz artar, zorluklar kolaylaşır; hayatımızı kolaylaştıracak ve düzene koyacak çözümlere ulaşılır. Bu enerjimiz; direnç, azim, tutarlılık, gerçekleri kabullenme ve muhataplarımıza hesap sorabilme kabiliyetleriyle desteklendiğinde bir güç birliğine dönüşür. Bu suretle aydınlığa çıkma fikri toplumsal birlikteliğe dönüşür.

Her gün bir önceki günü arar olmamızın asıl nedenlerinden biri de budur. Gerçekler karşısında güce boyun eğmek..Küçük çıkarlar peşinde toplumsal menfaatleri yok saymak..Biat etmek..Yanlışlar karşısında susmak. Görmemek, duymamak..”Dilsiz şeytan” olmak. Nefsimizin arzu ve isteklerine yenik düşmek.. Maalesef toplumsal profilimiz bu.

Her konuşmayı anlamadan alkışlamak resmi geçit gibi bir hal aldı. Dinlemeyen, anlamayan, ne anlatıldığını yorumlamayan, araştırmayan, sadece onaylayan ve kabul eden robotlar haline geldik. Bu, tedaviye muhtaç hastalık, bir virüs gibi toplumun bütün hücrelerine sirayet etmiş  durumunda..Kangrenleşmeden acil tedaviye ihtiyaç var. Yoksa bütün organlar iflas edecek, yaşam mücadelesi için oksijen çadırına alınmak zorunda kalacağız.

Bu hastalığın bir adı var: Dalkavukluk. Aslında dalkavukluk eskiden, Osmanlılar döneminde bir meslekti. Padişahların bir dalkavuğu vardı. Bunlar Saray’dan beslenir, bir nevi saray memuruydular. Görevleri; padişahı alkışlamak, onu övmek, hoşuna gidecek sözler söyleyerek padişaha moral vermek. Günümüzde bu tipler, başka sıfatlarla ifade ediliyor. Maaş almıyorlar, ama başka şahsi çıkarlar elde ediyorlar. Her gün kalınlaşan enseleriyle, şişen göbekleriyle ve kalınlaşan cüzdanlarıyla bütün köşe başlarını tutmuş durumdalar. Vazifelerinin gereğini yapıyorlar durmaksızın, büyük bir özveriyle(!), cansiperane bir şekilde..

Bu anlattıklarımızı bir tarihi anekdotla örneklendirelim:

“Ülkenin birinde, kendisi için pişirilen patlıcan yemeğini pek beğenen padişah, “Patlıcan, çok güzel bir sebzedir.” Deyince, dalkavuk almış sazı eline:

-Efendim isabet buyurdunuz; patlıcanın çeşit çeşit yemeği olur, tatlısı olur, türlüsü olur, turşusu kurulur, tadına doyum olmaz…

Padişahın yemeğini bu kadar beğendiğini gören aşçıbaşı, Sultanını memnun etmek için ertesi gün de patlıcan pişirmiş. Ama padişah bu işe hiç sevinmemiş:

-Bu ne böyle? Her gün patlıcan mı yiyeceğiz? Mübarek bari bir şeye benzese…

Dalkavuk onaylamış:

-Haklısınız efendim…Ne yemeği bir şeye benziyor, ne kendi…Tadı da yok, tuzu da…

Padişah öfkeli:

-Sen benimle alay mı ediyorsun? Daha dün patlıcanı öve öve bitiremeyen sen değil miydin?

Dalkavuk:

-Aman efendim estağfurullah…Ben patlıcanın değil, zat-ı alilerinin dalkavuğuyum…”

Günümüz Türkiye’sinde yaşadığımız olaylar karşısındaki durumumuz tam da bu. Akşam alkışladığımızın tam zıddı bir söylemi sabah da alkışlıyoruz. “Niçin?, neden?, nasıl?” sorularının cevabını siz verin. Bu hal ile halimiz ne olur? Nasıl çıkarız karanlıklardan aydınlığa?(!) Başka düşman aramaya gerek yok, biz yeteriz!
 

remzisarikas@gazetebanka.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20Oca

Kutlu Yürüyüş

19Oca
17Oca

Huzur Veren Beyanatlar!

16Oca
15Oca

Güneş Mutlaka Doğacak..