Güneş Mutlaka Doğacak.. - Remzi Sarıkaş

Güneş Mutlaka Doğacak..


Yeni güne nasıl başlayacağımızı düşünemez olduk artık. Güzellikleri hayallerimizde yaşayabiliyoruz ancak. Böyle devam ederse hayaller de haram olacak. Dondurulmuş düşünceler ve buz kesilmiş yüreğimizle kala kalacağız. Bir robot misali verilen komuta göre hareket edeceğiz. İnsan görünümlü bir robot..!

Hayatımızı yaşanmaz kılan ekonomik krizi gündemin arkasına iten acı olaylar yaşıyoruz. Olayların acısı kadar olaylara getirilen yorumlar, bakış açıları, normal bir olay gibi karşılanması acıyı daha da endişelendirecek şekilde büyütüyor. Tarikat, cemaat ve din eksenli düşünce ikliminde kültür ve fikir dünyamız iflasa sürükleniyor, çaresizlik çarkının dişlileri arasında öğütülüyoruz. Ruhumuz işgal edilmiş, bedenimiz esir alınmış..

Elazığ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okuyan bir gencimizin intiharı üstü kapatılan tarikat-cemaat yurtlarını yeniden gündeme taşıdı. Dincilik faaliyetlerinin dindarlık kisvesiyle kamufle edilip siyasal İslamın egemen kılınmasıyla, sosyal hayatımızda çok büyük değeri ve toplumsal hayatımızdaki ilişkilerin insani normlara uygun düzenleyicisi olan inançlarımıza, yozlaştırılarak büyük darbe vurulmaktadır. Ağızlar suskun, gözlere mil çekilmiş, kulaklar tıkalı, vicdanlar mahkum..

Enes’imiz ebediyete intikal kararını uygulamadan önce bir video bırakmış. İtaatin çaresizliğe nasıl dönüştüğünün bir vesikası.. Çözümsüzlüğün sürüklediği acı son..! Videoda bir cemaat yurdunda kaldığını, bu yurda ailesinin zoruyla girdiğini ifadeyle yurttaki uygulamayla ilgili şu bilgileri anlatmış: “…Bir günümü anlatmak istiyorum.06:30 gibi kalkıyoruz, sabah namazı için. Sonra okula gidiyorum. 16:30-17:30’a kadar okuldayım. Sonra akşam namazı var. Sonra bir buçuk saat kadar kitapları okumak zorundasınız. Ondan sonra yatsı var ve bunları yaptığında saat 20:00 oluyor. Psikolojik olarak çok zor oluyor. Zaten bütün gün okuldasınız ve istemeye istemeye bunları yapınca özgürlüğünüz gitmiş gibi oluyor. Çok kötü bir durum, dayanılmıyor bir yerden sonra. 11:00 gibi zaten yatıyorum, yoksa uykusuz kalıyorum. Pazartesileri de burada cemaat dersleri var; sabah 08:00’de geliyor, 10:00’a kadar buradalar, ona da katılmak zorundasınız. Hafta sonu dersmiş, kitap okuma, temizlik var. Yine size günde 3-4 saat kalıyor. Oda kalmıyor şu an. Zaman söylemek zor, değişebiliyor. İçinde bulunduğum durumda gerçekten tüm yaşama hevesimi ve sevincimi kaybettim. Aileme de bunu söylemiyorum, korkuyorum. Ne yapacaklarını bilemiyorum, her şeyi yapma potansiyelini taşıyorlar.”

Genç bir hayat söndü. Dramatik ve hazin olduğu kadar acı ve düşündürücü. Bu duruma nasıl geldik, nereye gidiyoruz? Yine mi dış güçler?(!)

Gelelim meselenin iç yüzüne. Mesele, dinciliğin dindarlık olarak pazarlanması.. Mütedeyyin insanlarımızın saf, temiz dini duygularının siyasi güce ve ranta dönüştürülmesi. 3 yıla yakın bir süredir devlet ve sosyal hayatı durduran pandemi sürecinde öğrencilerimizin yurt sorunu rahatlıkla çözülebilirdi. Eğitimin online yapıldığı yaklaşık bir buçuk iki yıl içerisinde üniversite gençlerimizin barınma sorunları devlet tarafından ortadan kaldırılabilirdi. Ama yapılmadı, neden? Bu süreçte özel yurtların sayısı 44062’ya ve bu sayı içerisinde vakıf ve dernek yurtlarının sayısı 3331’e çıkarken devletimiz neden yurt sorununu çözmeyip gençlerimizi tarikat ve cemaat yurtlarına girmeye mecbur etti? Bu yetkililerce kamuyu ikna edecek şekilde cevaplanması gereken bir soru ve çözüme kavuşturulması aciliyet teşkil eden bir sorun.

Gencecik evladımızın intiharına neden olan bu sorun ilk değil, bu anlayışla son olmayacak da..Köy okullarının kapatılması, yatılı bölge okullarını sonlandırılması, üniversite sayılarının artırılıp buralarda okuyacak çocuklarımıza barınacakları mekanların yapılmaması toplum vicdanında ve sosyal hayatta soru işareti olarak kalacak; vicdanlarda sorgulanacak ve yargılanacaktır.

Tarikat ve cemaat yurtları Anayasamıza göre halen yasaktır. Anayasamıza aykırı olan bu yurtlara, barınma evlerine izin vermek, buralarda işlenen çeşitli türlerdeki vakalara rağmen bunları legal saymak bir anayasal suçtur. Bu suçu işleme imtiyazı demokratik toplumlarda kimseye verilemez.

Yüce Atatürk, Osmanlının yıkılmasında tekke ve zaviyelerin çok büyük rolü olduğunu bildiği için 1925 yılından itibaren tekke ve zaviyelerin kapatılmasını kanunlaştırmıştır. Bunu, 17 Aralık 1927’de yaptığı bir konuşmada şöyle açıklamıştır: “Efendiler, Biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil, bilakis bu tip yapılar din ve devlet düşmanı olduğu, Selçuklu ve Osmanlıyı bu yüzden batırdığı için yasakladık.

Çok değil yüz yıla kadar,  eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz, göreceksiniz ki; bazı kişiler, bazı cemaatlerle bir araya gelerek, bizlerin din düşmanı olduğumuzu öne sürecek, sizlerin oyunuzu alarak başa geçecek, ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirlerine düşeceklerdir.

Ayrıca unutmayın ki, o gün geldiğinde, her bir taraf diğerini dinsizlikle suçlamaktan geri kalmayacaktır.”

Ruhun şad olsun Ata’m. Senin büyüklüğünü ne yazıktır ki bu kafalar hala idrak etmediler. Senin önderlik edip kurduğun özgür bir devlette tattıkları hürriyet zevkinin karanlık zihinlerinde farkına varamadılar. Yüce dinimizin içini siyasi ikballeri için boşaltıp yaşanmaz kıldılar; elde ettikleri rantlarla enselerini kalınlaştırıp göbeklerini şişirdiler; vicdanlarını şişkin cüzdanlarında dolarların arasına sıkıştırdılar! Tüm bu olumsuzluklara rağmen inanıyoruz ki, güneş mutlaka doğacak, bize emanetin bilimin ışığıyla aydınlanacaktır.

remzisarikas@gazetebanka.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20Oca

Kutlu Yürüyüş

19Oca
17Oca

Huzur Veren Beyanatlar!

16Oca
15Oca

Güneş Mutlaka Doğacak..