İkilemler İçinde Sıkışıp Kaldık - Remzi Sarıkaş

İkilemler İçinde Sıkışıp Kaldık


Kafalar karışık. Yaşadıklarımız bize tebessümü unutturdu. Gülmek haram bize..Bir tuhaf olmuşuz.  Kafamız cevabını arayan bin bir türlü soruların uğultusuyla arı kovanı gibi. Duymuyoruz, anlamıyoruz, anlatamıyoruz. Tüm melekelerimiz körelmiş. Biz, biz olamıyoruz artık. Sorunların taşınamaz yükü altında harap ve bitap düşmüşüz. Çare…

Bir mahmurlukla yatağımızdan kalkıp yeni güne içten bir “Günaydın!” demeyi de unuttuk. Karamsarlık tüm bedenimizin zindeliğini bir virüs gibi işgal etmiş, tüm ruhumuzu esir almış durumda. Doğru ile yanlış, iyi ile kötü, güzel ile çirkin..arasında gelgitleri yaşıyoruz. Bir bilinmezlik labirentinde çıkışı bulmaya çalışıyoruz. Bir meçhule doğru anlamını koyamadığımız bir seyahatin yolcularıyız. “Gidiyoruz gündüz gece.” Bu seyahat nerede, nasıl, ne zaman nihayetlenir bilinmez.

Neden kafalarımız bu kadar karışık, zihnimiz allak bullak? Hemen ifade etmeliyim ki, yaşadığımız ikilemlerden kurtulup düşüncelerimizi, duygularımızı bir türlü berraklaştıramıyoruz. Cevabını bulamayan sorular kafamızın içinde fink atıyor. Henüz düşmedik ama sendeliyoruz. Yıkılmadık, ayaktayız!

Kafamızı bu kadar karıştıran, ruhumuzu karartan sorulara bir göz atalım. Dünyanın en gelişmiş ekonomilerine sahip başta Norveç ve İngiltere olmak üzere en zengin 11 ülkesinin Merkez Bankaları, ülkelerinde pandemi dolayısıyla oluşan enflasyonu kontrol altına almak, dolara karşı milli paralarının değerini korumak amacıyla faiz artırımına gittiler. Ki, bu ülkelerdeki enflasyon yüzde 5 bile değil. Resmi enflasyonun yüzde 21’aştığı ülkemizde ise politika faizi yüzde 14’e indirildi. Vatandaşın enflasyonu ise, çift haneli rakamlara veda edip üç haneli rakamlara, vuslatı bekleyen sevgili gibi yol gözlüyor. Paramız, kan kaybeden kazazede gibi şoka girmiş, yerle yeksan olmuş durumda. Dolar, dizginlenemez durumda aldı başını gidiyor. Her dakika, her saat kura yetişemez olduk. Günlük dolar kurundan bahsetmek anlamsızlaştı artık.

Diyeceksiniz ki, bundan bize ne? Bizi ilgilendirmiyor. Biz TL ile maaş alıyoruz, alışverişimizi yapıyoruz, her türlü ihtiyacımızı karşılıyoruz. Peki, ithal ettiğimiz buğday, bulgur, pirinç, mercimek, nohut..gibi gıda maddelerini, sanayide kullandığımız aramalı ve hammaddeleri, hatta samanı bile ithal ettiğimiz günümüzde, dolar kurunun her yükselişinde akaryakıta gelen zamları nasıl açıklayacağız? Kamu Özel İşbirliği ile 5 müteahhite “Yap-İşlet-Devret” modeliyle yaptırılan yol, köprü, tünel, havaalanı, hastanelere garantilerin döviz kuru üzerinden verilmesini nasıl izah edeceğiz? Bu garantiler neden TL ile değil? Bu durumda milli paramız TL’ye değer vermiş mi oluyoruz? Görüyorsunuz ki, dolarla maaş almıyoruz, ama dolarla tüketiyoruz. Utanacağımız bir durum. Hal böyleyken, milli paramızın ekonomimizde ve dünyanın diğer ülkelerinin paraları arasında değerli olmasını istemek nasıl “mandacılık” olarak tanımlanabilir?

Bu durumda dövizin artması iğneden ipliğe bize zam olarak yansıyorsa, döviz kurunun artması faiz değil mi? Bu ikilemlerden nasıl kurtulacağız, şimdi bunu düşünmek zamanı. Bu ekonomik çıkmazdan dinimizi referans göstererek kurtulamayız. Çözüm, iktisat biliminin kurallarına uygun olarak çözüm üretmekte..Rahmetli Demirel’in; “Nassınız, eyi misiniz!” sözü hafızalarımızda yeniden canlandı. Ozaman anlayamamıştık bunun ne demek olduğunu. Demek ki, bazı bilgiler yaşanarak öğreniliyor!

remzisarikas@gazetebanka.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20Oca

Kutlu Yürüyüş

19Oca
17Oca

Huzur Veren Beyanatlar!

16Oca
15Oca

Güneş Mutlaka Doğacak..