İkilemler İçinde Sıkışıp Kalmayalım - Remzi Sarıkaş

İkilemler İçinde Sıkışıp Kalmayalım


Dünyanın göz diktiği zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Etrafımız ateş çemberi ile çevrili. Bu çemberin içinde dimdik ayakta durmak zorundayız. Yoksa yanı başımızdaki ateş bize de sıçrayacak. Zaten içte de bir yangının yakıcı ıstırabını her gün yaşıyoruz. Olsun, içimizdeki yangını liyakatli ekipmanlarla söndüreceğimize inancımız vardır. Bu inancımızla yürüdüğümüz takdirde menzile mutlaka ulaşacağız. Bu necip millet, 623 yıl dünyaya hükmeden devasa bir imparatorluğun enkazından yepyeni, çağdaş, modern ve ilmi rehber edinen genç, dinamik ve inançla yoğrulmuş milli devletini kurdu. İnanıyoruz ki, bu son Türk Devleti ehil, liyakatli, imanlı, inançlı, adaleti ve hukuku rehber edinen yönetimlerle sonsuza dek yaşayacak ve Türk soyu ilelebet “payidar” kalacaktır.

Neden zor bir coğrafyada yaşıyoruz sorusunu biraz açmak istiyorum. Bölgemiz yer altı ve yerüstü kaynakları bakımından oldukça zengindir. Tabii bu durum, emperyalist ülkelerin iştahını kabartmakta ve sömürgeci düzenlerinin hayata geçirilmesi için acımasızca, bir vampir gibi oluk oluk insan kanı içmektedirler. Bütün bu olup bitenler bizim yaşadığımız coğrafyada ve gözümüzün önünde cereyan etmekte, ne yazık ki içerisine düşürüldüğümüz ekonomik kıskaçtan dolayı yaşananlara gerekli tepkiyi veremiyoruz. Ya emperyalistlerin yaptıklarını görmemek için gözümüzü yumuyor, ya da çaresizliğin girdabında acılarımızı içimize gömüyoruz.

Çevremizde yaşanan tüm bu olaylara müdahil olabilmemiz için sosyal, siyasal ve iktisadi yönlerden güçlü olmalıyız. Bağımsız ve milli ekonomiyle gücümüzü gösterip bu coğrafyada bizim sözümüzün geçerli olacağını, binlerce kilometre mesafelerden gelenlerin bu bölgede istedikleri gibi at koşturamayacaklarını kabul ettirmeliyiz. B ir kez daha dünyaya Türk’ün yaşadığı coğrafyalarda emperyalistlerin çıkarları için kan akıtamayacaklarını, hükmedemeyeceklerini ve egemenliğin burada yaşayan milletlere ait olduğunu hatırlatmalı ve anlatmalıyız.

Sorun tek bir tarafta değil, dört bir yanımız sorunlarla kuşatılmış durumda. Son günlerde Karadeniz’de sular ısınmaya başladı. ABD, Kafkaslarda kendine üs kurup Rusya’yı kuşatmak ve Çin’i çevrelemek istiyor. Bu amaçla Ukrayna’nın içinde bulunduğu siyasi sıkıntıları kendi çıkarları doğrultusunda kullanıp amacını gerçekleştirmeye çalışıyor. Bunu gerçekleştirebilmesi için de önce Karadeniz’e donanmasını konuşlandırması gerekiyor. Montrö Antlaşması gereği belli tonajın üzerindeki gemilerin Karadeniz’e geçmesi ve belli bir süreden fazla kalması mümkün değil. Bu antlaşma bizim yetkimizde.

Bir taraftan ABD Ukrayna’yı ayrılıkçılara karşı desteklerken bir taraftan da Rusya, Ukrayna’nın güneydoğusundaki ayrılıkçıları destekliyor. Yani ABD, Karadeniz’de var olabilmek ve bölgeyi kontrolüne geçirebilmek için Ukrayna’yı kullanırken Rusya’da bölgedeki hakimiyetini kaybetmemek ve kontrolü elinde tutmak için kendi senaryosunu sahnelemektedir. İki taraf da kendi emperyalist emelleri için şimdilik bir sıcak savaşı sergiliyorlar. Tabii biz arada kalıyoruz, olan bize oluyor. “Filler tepinir, çimenler ezilir.” Sözünün tipik bir örneği oluyoruz.

Bu durum bizim için iki ucu …lu bir değnek. Bir ikilemi yaşıyoruz. ABD, bölgedeki emellerini gerçekleştirebilmek için NATO’yu kullanıyor. NATO=ABD demek. Biz de Nato’nun asli üyesi olduğumuza göre ABD’nin bu emellerine her zaman olduğu gibi destek vermek mecburiyetindeyiz. Diğer taraftan Rusya ile çok önemli ticari ve siyasi ilişkilerimiz var. Kafkaslarda ve özellikle Suriye’de güvenliğimiz için ortak anlaşmalarımız var. Bizim için hayati öneme haiz bu anlaşmaları yok saymak kendi ayağımıza sıkmak olur.

Ülkemizin ali menfaatleri doğrultusunda çok dikkatli, çok hassas ve çok itibarlı politikalar gütmeliyiz. ABD’nin haksız yere bizi F-35 projesinden çıkarmasını, Yunanistan’ı her konuda desteklemesini, Sözde Ermeni Soykırımını onaylamasını, Suriye’de SDG’yi desteklemesini ve Doğu Akdeniz’de aleyhimize tutum takınmasını asla göz ardı edemeyiz ve etmemeliyiz. Buna mukabil Rusya’nın Ukrayna konusundaki hassasiyetini, Ukrayna’ya SİHA satmamızdan dolayı iki ülke arasındaki arabuluculuk teklifimize sıcak bakmadığını, Montrö’nün tavizsiz uygulanmasının Rusya’nın da çıkarına olduğunu, Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması ve korunmasının iki ülkenin çıkarına olduğunu..değerlendirmeli ve hatırlatmalıyız.

Atatürk’ümüzün, “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi doğrultusunda dış politikalarımıza istikamet vermeli ve ülkemizin menfaatine olacak itibarlı bir siyaset gütmeliyiz. Yollarımız tuzaklarla dolu, yollarımız engebeli, yollarımızda haramiler yuvalanmış. İçte ve dışta çok zor süreçlerden geçiyoruz. Elbette bu zorlukları da aşacağız. Şerefli mazimiz bu zorlukların binlercesini zaferle aştığımızın örnekleriyle doludur. Şunu çok iyi biliyoruz ki, “Ayağında diken yarası olmayan sineye gül kokusu süremez.”

remzisarikas@gazetebanka.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20Oca

Kutlu Yürüyüş

19Oca
17Oca

Huzur Veren Beyanatlar!

16Oca
15Oca

Güneş Mutlaka Doğacak..