​​​​​​​Kendimiz Olmayı Becerebilsek! - Remzi Sarıkaş

​​​​​​​Kendimiz Olmayı Becerebilsek!


20 Aralık’taki Bakanlar Kurulu Toplantısı’ndan sora Cumhurbaşkanımızın yaptığı açıklamanın ardından TL, bir gecede yüzde 40 değer kazandı. Döviz kuru karşısında değer kaybedip yerle yeksan olan milli paramızın beklenmedik bir anda değerlenmesi bizleri sevinç ve mutluluğa sevk etti. Ümitlendik, coştuk, heyecanlandık. Hayal ettiğimiz bir durumdu, gerçek oldu. Çünkü değerlenen paramızla birlikte faizler düşecek, dövizin yükselmesi dizginlenecek, enflasyon canavarı etkisizleşecekti. Yoksulluğun pençesinde hayatta kalabilme mücadelesi veren 84 milyon nüfusun yüzde 80’i rahat bir nefes alacaktı.

 Toplum ekonomisiyle yaşayan bir metabolizmadır. Metabolizmanın sağlıklı ve güçlü olması sağlıklı bir ekonomiye bağlıdır. Sosyal barış, sosyal adalet, sosyal paylaşım gibi kavramlar gerçek manasını ancak bu şekilde bulur. O halde güçlü bir devlet, güçlü bir millet olabilmek, güçlü bir ekonomiye sahip olmakla mümkündür. Çağdaş ve uygar dünyada itibarlı seviyeye gelebilmek de buna bağlıdır.

Bu anlattıklarımız, ancak soran, sorgulayan, araştıran, inceleyen; duygularını, düşüncelerini eleştirel bir ifadeyle dile getiren bireylerden oluşan toplumlarda vücut bulur. İşte bizim sorunumuz burada başlıyor. Genellikle düşünmeyen, okumayan, araştırmayan, sorgulamayan..bir toplumsal yapımız var. Hep başkaları bizim adımıza düşünür, konuşur, analiz eder. Hazırcıyızdır. Bundan dolayı da en büyük zararı biz kendimize veriyoruz. Bu halimizle sorunun ve çözümsüzlüğün önemli bir parçası biz oluyoruz.

Açıklanan kararların bize yaşattığı sevinç ne yazık ki uzun sürmedi. Bizim dağlarımız hala karlı, tepeleri buz tutmuş; güneş uğramıyor bizim dağlarımıza! Tabii bu, düşünen, soran, sorgulayan, araştıran ve inceleyenlerin halet-i ruhiyyesi. Çünkü, açıklananların toplumun büyük kesimine fayda sağlamadığı ortada. Bu yoksul, yoksul olduğu kadar mağdur büyük çoğunluğun zayıf omuzlarına yüklenen yükün daha da ağırlaşacağının bir arz-ı endamı. Hayaller gerçek oldu derken, beklentiler yeniden hayal oldu.

Aslında yapılan bir “örtülü faiz” açıklamasından başka bir şey değildir. Zira TL, döviz kuruna bağlandı. Dövizin yükselişini durdurmak ve dövizdeki mevduatın TL’ye çevrilmesi için dövize endeksli faiz uygulamasına geçildi. Bankalardaki TL cinsinden mevduat getirisi döviz kurunun altında kalırsa aradaki fark mevduat sahiplerine MB veya Hazine tarafından ödenecek. Tıpkı otoyollara, köprülere, tünellere, havaalanlarına, şehir hastanelerine verilen Hazine Garantileri gibi..Nasıl bizler kullanmadığımız yollara, köprülere, havaalanlarına, tünellere ödeme yapıyorsak, bankalardaki mevduat sahiplerinin de zararlarını karşılayacağız. Ki, bu varlıklı insanlar mağdur olmasınlar, paralarına para katsınlar! Nasıl bu varlıklı insanların – ki bunların sayısı 84 milyon içerisinde taş çatlasa 3-4 milyonu geçmez- mağduriyetlerini gidereceğiz, diye sorarsanız bunu vergilere yapılan ve daha yapılacak zamlardan anlarsınız.

Beklerdik ki, düşen döviz kuruyla elektriğe, doğalgaza, akaryakıta, temel tüketim ve gıda maddelerine yapılan zamlar da düşsün. Henüz ufukta böyle bir görüntü yok. Sadece akaryakıta yapılacak zamlar durduruldu, ancak bu sefer de ÖTV yeniden devreye sokuldu. Bu da ”örtülü zam” olsa gerek. Aslında bu kura endeksli mevduat ödemelerini arabalarıyla şehir turları atan, sevinçlerinden halay çeken, yaptıklarının ahretlik davranış olduğunu düşünen vatandaşların ödemesi hem imece kültürümüze, hem de Nass’a uygun düşer. Buna itiraz edeceklerini sanmıyorum. Zira sergiledikleri sevinç gösterilerinde ne kadar samimi oldukları sorgulanır!

remzisarikas@gazetebanka.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
20Oca

Kutlu Yürüyüş

19Oca
17Oca

Huzur Veren Beyanatlar!

16Oca
15Oca

Güneş Mutlaka Doğacak..